İrmik
kaç mum yakmışsan o kadar gölgen oluşur

Severek baktığın bu denizi bir başkası da seviyor.

Koşarak geçtiğin sokaklarda insanlar sevişiyolar.

Sen kelimelerini yutuyorsun. Ve birileri onları senden çalıyor.

Cümlelerini uzatıp hiçbir şey anlatmıyorsun.

Parçalamak istediğin kafaların sözlerini tutuyorsun.

Bir rüzgar esiyor ve sen onu hatırlayıp gülümsüyorsun.

Gözünün ucunda kocaman bir kuyu kazıyorsun. Düşemiyorsun.

Paragraflara bölemiyorsun düşündüklerini ve işte tam olarak da bu yüzden anlaşılamıyorsun.

Ve sen tüm bunları umursamıyorsun da acı acı tırnaklarına bakıyorsun neden uzamıyorlar diye.

Mumları yakıp gölgeleri sayıyorsun.

Aydınlığa tiner döküp seyreltiyorsun.

Ayak parmaklarından piyano sesleri yükseliyor.

İnsanlar geçip gidiyor. Sen çekilemiyorsun.

Bir perdenin arkasına saklanıyorsun. Mumlar perdeyi tutuşturduğunda dahi anlayamıyorsun neden saklandığını.

Sakladığın hikayelerine isim bulamıyorsun. Bulursan hikayen biter çünkü biliyorsun. Ve o romanlarını bitirememiş yaşlı adamlar gibi ölümünü bekliyorsun, ya da son cümleni işte. 

Bir yamacın başında bekliyorsun. Biriktirdiğin tüm koleksiyonları savurmak için ve hepsi teker teker uçarken sen hala anlatıp bitiremediğin çocukluğunu düşünüyorsun. Ve ”Sessizlik ne kadar da güzelmiş” diyorsun aralamadığın dudaklarınla.

En gürültülü yerde art arda içtiğin tüm içkilerden sonra kendine aşık olamadığını anlıyorsun. 

Aslında sarhoşken kendine aşık olanlar değil, ayıkken bir başkasına aşık olabilenlerin güçlü olduğunu bilmiyorsun.

Sarhoş adımlarla aynı sevdiğin sokaktan evine dönerken ölü bir kedi görüyorsun.Gözünün kenarındaki kuyuyu kazıyorsun tekrar. Ölü bir kedinin etrafında ağlayan ve yaşayan kedilerden öğreniyorsun yas tutmayı. En güzel kediler ağlar çünkü. En güzel onlardan öğrenebilirsin ağlamayı. 

Sonra mumlarını yakıp onu en son boynundan ne zaman öptüğünü anımsıyorsun ve sayamadığın tüm gölgeler onu getiriyor sana. 

Tüm bunlar olurken en güzel ayın en güzel gecesinde mayıs oluyorsun onunla beraber.

Tüm perdeler açık.

Saklanacak tek bir yer yok.

Saklanacak tek bir şey yok.

Şimdi uzan biraz

ve en güzel sen uyu.

23 mayıs ‘012








Kedi, bakıyor,Bakışıylakamaşıyor gözleri.
Eugene Guillevic 

Kedi, bakıyor,
Bakışıyla
kamaşıyor gözleri.

Eugene Guillevic
 

Uyanmak için uyuduğun her uykundan ben ölmüş olarak uyanıyorum.
Ölmek için uyuduğum her uykumdan da sen kabus olarak uyanıyorsun.
Aynı anda yaşayabilmemiz için ayakta kalmalıyız. Bir sigarayı beraber söndürmeliyiz mesela. Aynı bardaktan içtiğimiz sular bizi yıkamalı yine aynı anda. Ben seni severken sen de beni sevmelisin. Aynı anda olmalı bunlar. Tırnaklarımı keserken canımın yanmadığı bir evrende olmalıyız. Kavunların evimizde yetiştiği bir evrende onların kokusuna alışmış burunlarımız olmalı. Saçlarımı kesmediğim bir evren, çizdiklerimin canlanıp bana sarıldığı, hiç tanımadığım bir adamla kahve içerken anlamları çözdüğüm bir evren olmalı. Gözlerimizi aynı tavana açtığımızda gördüğümüz o gökyüzünün olduğu evrenden bahsediyorum. Konuşmanın anlamsız olduğu her dakikada, konuştuğun her kelimenin gittiği yerleri görmediğin, vereceğim cevapları dakikalarca düşünmediğim zamanlardan bahsediyorum. Kollarımın beline değdiği dakikadan, ağzının kenarını öptüğüm saate kadar olan zamandan, ellerinden akıttığın kelimelerin benim kulağıma kadar geldiği ve her nefesini saydığım o uzun saniyelerden bahsediyorum. Gözlerini kapatıp etrafı göremediğinde elimin götürdüğü yere gittiğin günden bahsediyorum. İçimde sözler biriktiriyorum her dakikada, her saniyede her saatte. Onları senin zaten bildiğin bir zamanda uzanıp kendi gökyüzümüze bakarken yıldızları sayamadığımız geceden bahsediyorum. Benim saatimin senin kalbinin atışları olduğunda; sana usulca dokunurken, tüm bu zaman göstergelerinin anlamsızlaştığı evrenden bahsediyorum işte. 
Beni anlıyor musun? mayıs ‘012 

Uyanmak için uyuduğun her uykundan ben ölmüş olarak uyanıyorum.

Ölmek için uyuduğum her uykumdan da sen kabus olarak uyanıyorsun.

Aynı anda yaşayabilmemiz için ayakta kalmalıyız. Bir sigarayı beraber söndürmeliyiz mesela. Aynı bardaktan içtiğimiz sular bizi yıkamalı yine aynı anda. Ben seni severken sen de beni sevmelisin. Aynı anda olmalı bunlar. Tırnaklarımı keserken canımın yanmadığı bir evrende olmalıyız. Kavunların evimizde yetiştiği bir evrende onların kokusuna alışmış burunlarımız olmalı. Saçlarımı kesmediğim bir evren, çizdiklerimin canlanıp bana sarıldığı, hiç tanımadığım bir adamla kahve içerken anlamları çözdüğüm bir evren olmalı. Gözlerimizi aynı tavana açtığımızda gördüğümüz o gökyüzünün olduğu evrenden bahsediyorum. Konuşmanın anlamsız olduğu her dakikada, konuştuğun her kelimenin gittiği yerleri görmediğin, vereceğim cevapları dakikalarca düşünmediğim zamanlardan bahsediyorum. Kollarımın beline değdiği dakikadan, ağzının kenarını öptüğüm saate kadar olan zamandan, ellerinden akıttığın kelimelerin benim kulağıma kadar geldiği ve her nefesini saydığım o uzun saniyelerden bahsediyorum. Gözlerini kapatıp etrafı göremediğinde elimin götürdüğü yere gittiğin günden bahsediyorum. İçimde sözler biriktiriyorum her dakikada, her saniyede her saatte. Onları senin zaten bildiğin bir zamanda uzanıp kendi gökyüzümüze bakarken yıldızları sayamadığımız geceden bahsediyorum. Benim saatimin senin kalbinin atışları olduğunda; sana usulca dokunurken, tüm bu zaman göstergelerinin anlamsızlaştığı evrenden bahsediyorum işte. 

Beni anlıyor musun? 

mayıs ‘012 

Bazı sokaklar diğerlerinden daha güzeldir. Hepsi bu.

Bazı sokaklar diğerlerinden daha güzeldir.
Hepsi bu.


O gece rüyamda bir okyanusa doğru yürüdüğümü dalgaların geceliğimin eteğini ıslattığını görüyorum.Su soğuk ama dondurucu değil.Dipteki kumlar pürüzsüz.Su dizlerime geliyor,geceliğim ıslanıp ikinci bir deri gibi tenime yapışıncaya kadar yürümeye devam ediyorum.Bir süre sonra boynuma,çene seviyesine geliyor.Suyun içerisinde tamamen kaybolduğumda boğulacağımı anlıyorum.Önce mücadele ediyor,akciğerlerimdeki havayla yetinmeye çalışıyorum.Sonra ciğerlerim yanmaya başlıyor,kaburgalarımın altında ateşten bir halka oluşuyor.Kocaman açılmış gözlerim siyaha dönüyor,ayaklarım çırpınmaya başlıyor ama hiçbir yere gidemiyorum.”İşte oldu’’ diye düşünüyorum ”En sonunda oldu.”Bu düşünceyle kollarımı serbest bırakıyorum bacaklarım hamur gibi yumuşuyor.Bedenimin battığını,içimin suyla dolduğunu hissediyorum ta ki denizin dibindeki kumların üzerine kıvrılana dek.Güneş buradan titrek,sarı bir göze benziyor.Ayağa kalkıyorum ve okyanus tabanında hiç zorlanmadan yürümeye başlıyorum.işte buna çok şaşırıyorum.

O gece rüyamda bir okyanusa doğru yürüdüğümü dalgaların geceliğimin eteğini ıslattığını görüyorum.Su soğuk ama dondurucu değil.Dipteki kumlar pürüzsüz.Su dizlerime geliyor,geceliğim ıslanıp ikinci bir deri gibi tenime yapışıncaya kadar yürümeye devam ediyorum.Bir süre sonra boynuma,çene seviyesine geliyor.Suyun içerisinde tamamen kaybolduğumda boğulacağımı anlıyorum.

Önce mücadele ediyor,akciğerlerimdeki havayla yetinmeye çalışıyorum.Sonra ciğerlerim yanmaya başlıyor,kaburgalarımın altında ateşten bir halka oluşuyor.Kocaman açılmış gözlerim siyaha dönüyor,ayaklarım çırpınmaya başlıyor ama hiçbir yere gidemiyorum.

”İşte oldu’’ diye düşünüyorum ”En sonunda oldu.”

Bu düşünceyle kollarımı serbest bırakıyorum bacaklarım hamur gibi yumuşuyor.Bedenimin battığını,içimin suyla dolduğunu hissediyorum ta ki denizin dibindeki kumların üzerine kıvrılana dek.
Güneş buradan titrek,sarı bir göze benziyor.Ayağa kalkıyorum ve okyanus tabanında hiç zorlanmadan yürümeye başlıyorum.
işte buna çok şaşırıyorum.

Burada uyumak ister misin, belki uyandığında seni üzen şeylerin rüya olduğunu düşünürsün, belki rüyanda sana yardım edecek birine rastlarsın.

dedi. 

Ben de yanında uyudum. Rüyamda bana yardım edebilecek kimseye rastlamadım ama uyandığımda bana yardım edebilecek tek insanın o olduğunu anladım. Beni üzen şeylerin bi rüya değil de ona ulaşmam için geçmem gereken yollar olduğunu düşündüm. Onun uyuyup uyumadığını hiç bilemeyeceğim ama bana huzurlu uykuyu yaşatan insana çok şey borçlu olduğumu biliyorum.
Kim bilir belki ben de onun huzurla uyumasını sağlayabilecek gücü toplayabilirim.
En azından denerim.
Ona bunların hiç birini anlatmadım. Kapıyı çekerken sadece:

Teşekkür ederim 

dedim.

”Dünya bizi kusuyor.

Bizi dışarı atıyor. 

Değerimizi anlamamız için bir bu kadar daha evrim geçirmemiz lazım.

Bitiyoruz.

Kendimizle beraber her şeyi bitiriyoruz.”

Elimde kapatmaya çalıştığım onlarca yara varken her defasında yeniden düşmeyi başarabiliyorum. Her düştüğümde yaralarıma yenilerini ekleyip yürümeye devam ediyorum. Yürüyemediğim kadar yaralarım oluyor ellerimde. Sevmeyi düşmek sanıyorum, her yaramı daha çok seviyorum böylece. Kafamı her çevirdiğimde kendimden büyük duvarlarla karşılaşıyorum. 

Onlara dönüyorum kendime dönmediğim kadar, dünyanın dönmediği kadar. 

Mesela bir gece yarısı çıplak ayaklarımla bomboş bir caddede koşuyorum. Koştuğum her an; düşmeyi düşlüyorum. Her düştüğüm an; hissettiğim şeyin sevgi olduğunu sanıyorum. Canım acıyor. Kırmızının en kan tonu bulaşıyor her yerime ve ben bunu ‘’mutlu olmak’’ sanıyorum. Sabaha karşı kendi yatağıma döndüğümde uyumadığım her dakika için gözyaşı döküyorum. Bedenim ıslandıkça, temizleniyorum. Uyumadığım her dakika için, kirlendiğim her an için; döktüğüm tüm yaşları bir su şişesinde biriktiriyorum ve yanı başıma koyuyorum şişeyi. 

Benim dışımda yaşayan herhangi biriyle değil kendi düşüşlerimle mutlu oluyorum. Kendi yaralarımla kapatıyorum gözlerimi. Onlara ait olan hiçbir yastıkta saç telimi bırakmıyorum. Ellerimdeki yaralarla beraber topluyorum saçlarımı teker teker. Su şişemi doldurup ardımı bırakmadan, ardıma bakmadan yürüyorum yine. 

Düşüp kalktıktan sonra hissettiklerimle beraber, farkında olmadığım çilek tarlalarının yanından geçiyorum. 

Çok sonra o farkında olmadığım çilekler bana ‘’gerçekten mutlu olmak’’ ne demek onu anlatıyor. 

Mesela; bir günün tam ortasında, çıplak ayaklarla kalabalık bir caddenin ortasında koşuyorum. Koştuğum her an sadece koşmayı düşünüyorum. Aslında sevmek düşmek değil; koşmak, yürümek hatta yüzmekmiş onu öğreniyorum. Sığ bir suda yüzmek değil, derin sularda koşmakmış onu anlıyorum. 

Canım acımıyor düştüğümde. Kırmızının en çilek tonu bulaşıyor burnuma ve ben bunun ‘’mutlu olmak’’ olduğunu biliyorum. Kendi yatağıma döndüğümde uyuduğum her an için şişemdeki suyu içiyorum. İçtikçe uyuyamadığım günleri unutuyorum. Benim dışımda yaşayan herhangi biriyle kendi düştüğüm yollarda mutlu olabileceğimi biliyorum. Şişelerimle, yaralarımla, yürüdüğüm yollarla, yüzdüğüm denizlerle ve çilek tarlalarıyla mutlu olmak ne demek biliyorum. 

Sonra; 

Birbirimize dönüyoruz, dünyanın dönmediği kadar.
11.04 ‘012